27 Nisan 2014 Pazar

Aşkın Mapushane

ne zaman yazmaya başlasam, aklım hep kafiyeli sözlere kayıyo.
sonra bi sigara yakıyorum etrafıma bakıyorum etrafım beton. etrafım beton da efkarım niye köşeli jeton gibi hep sonradan coşuyo. sorduğum soruları niye ben cevaplıyom. içimden bi ses sen yalnızsın diyo. ve önceki cümle tekrarlanıyo. sonra içimden başka bi ses yalnız değilsin ben burdayım diyo. allahın belası kişiliğim yine karma karışık oluyo. susturmaya çalışıyom. yok. olmuyo. halimi hatrımı sorup duruyo. hep ibneliğine yapıyo biliyorum. bu kadar yavşak bi iç ses olamaz. başkalarının iç sesi öyle mi. hep bi umut aşılar, cesaret pompalar sen kralsın diye pohpohlar benimki beni yerin dibine sokup aşağılar. moralimin bok gibi olduğunu bile bile sırf işte ibneliğine hal hatır sorar ne yaptın ne ettin bugün der. lan oturduk yedik içtik para kastık birazdan da zıbarıp yatıcaz işte daha ne soruyosun dimi. yok. ille gıcıklık peşinde. senelerdir bedenimi hastalıklı düşüncelerine satmadım diye bu kuyruk acısı biliyorum. arada sırada kaptırsam da kendimi bu manyağa hiç bi zaman tam olarak teslim etmedim elimin ayarını. zaten bir kere izin verdiğimden, o tadı aldığından hep ister oldu. tıpkı, kanın tadını bir kere aldıktan sonra avlanma güdülerini tetikleyen yırtıcılar gibi.

şu dağlarda kar olsan ne yazar olmasan ne. en güvendiğim dağlara kar yağdı. inandığım melek kanatlarını açıp bir bilinmeze karıştı. var oluşumuzun vermiş olduğu bu zorunlu yaşama hakkından bıkkınlık geldi. ey tanrım, öyle zor ki beni sınadığın şu hayat, ayrıca öldüresiye komik. gülüp geçemeyecek kadar ciddi, bir o kadar da yaptırımlarla dolu derme çatma mal bir düzen. karşıma çıkarttıkların, arkadaşlarım, komşularım, akrabalarım ve yarim dediğim o hislerini hadım etmiş çatlak hepsi mi mükemmel fetişisti olur. en ufak bir hatamda beni yerden yere vurur. olaylar karşısında, hayatın akışında neden benden 750 yaşındaki budist rahip erdemliği ararlar. iç sesim gene dürtüyo... ama yok. bu sefer o da cevap bulamadı.

bu hayat harbiden malın teki. tamam ben de sütten çıkmamışım da sanki cennetten reenkarne olmuşum ve bütün bu gerizekalılıkları yaşamak için gönderilmişim gibi. benim gibileri rahatı ve konforu sever. o yüzden bu cennet yakıştırmaları. ağzımla kuş tutsam kendimi beğendiremeyeceğim insanlar var. çok şükür kendimi beğenmiş değilim, kendimi beğendirmek gibi bir derdim var. sevilmek istemek gibi bir derdim var. lanet olası güven meselesi. korkup irkilmediğimiz her an güvendeyiz demektir. korkutup kaçırdığım bir melek var. yanlış hesaplara kurban gitmiş bir maceram var. sadakatle planlamıştım. SADAKAT. bir duvar gibi, dağ gibi, yıkılmaz SADAKAT. hiç bişey olamasak bile sadık olurduk ayrılmamakla.

ben iyi bir avcıydım. deniz de vardı, mevsimi de gelmişti. ama kimisi balık vermeye, kimisi tutmayı öğretmeye kalkıştı. bir allahın kuluna kabul ettiremedim yakaladığım balığı. kem gözlere kurban gittim. sonunda elimdeki balıktan da oldum.
olan oldu... bu da böyle bir anımdı, demeye kalmadı,
içimdeki ses rahat durmadı.
bildiklerimi yüzleştirdim hayatla
ve sınamaktan korkmamak kaydıyla
doğru ama zor olana tutuldu yine aklım.
yani yine sende buldum mutluluğu yaban çiçeğim
bana yaşattığın güzel günlerden bile daha çok umutla doldum
fark ettim ki benim dünyaya geliş amacım bu. zor olanı kovalamak. karanfiller koklamak kolay. pes edip bu sevdadan vazgeçmek kolay. zor olan ya hep ya hiç çekmek.
tek bi farkla.
ya hepimsin, ya da hiç kimsenin.

yani gördüğün gibi ilham perimi hortlatmakla kalmadın, sivri dişlerimi de ardına kadar açığa çıkarttın. şiirlerle mutlu olmak varken, verdiğin sensizlik cezasında hırçın olmaya alıştırdın.
sana dair hislerimde keşke olmasaydı böylelere rağmen iyiki varsınlar hala ağır basan.
görüş günümüz ne zaman?
özledim yine

konuşalım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder